Bi Küçük Eylül Meselesi

Her şey zamana tutsak, zamanı gelince düşer bir yaprak bile…

Bir kitabı yıllarca duyarsın, okumak istesen de bir türlü fırsat olmaz, ne yaparsan yap o kitap zamanı gelmeden sana gelmeyecektir.

Yaşadığımız bir olayın etkisiyle okumamız gerekiyordur, bir hüznümüzde yardım edecektir veya şimdiki aklımızla daha iyi algılayacak hale geleceğizdir belki bilemeyiz. Ama o kitap, o film, o yazı senin istediğin zamanda değil, gereken ve nasip olan zamanda eline ulaşır.

İşte bi küçük eylül meselesi filmi de benim için öyle oldu. Yıllardır ismini duyuyorum, izleyeceğim diyorum ancak bu kadar zaman sonra nasip oldu.

Yıllardır çizim yapma yeteneğim var ancak liseden sonra içimden geldiğinde dayanamayıp bir şeyler çizmem dışında yoğunluk vermemiştim. Ama kalem, kağıt, boya ve çizim sevgim bir şekilde karşıma çıkıyordu. Neyse yıllar sonra geçen yıl fırsat bulup malzemeleri de alarak yoğun şekilde çizim işine başladım. Yıllardır devam etmemek için beni durduran sebepleri biraz susturup çalışmaları hızlandırdım.

Bu aşamadayken filmi izlemiş olmam Tekin (Nam-ı diğer Tek)’in tarafından bakmama sebep oldu. Kendini çizimleriyle anlatan, insanlardan kaçan, farklı dünyalara kapalı olduğu halde bu kızda kendini alamadığı bir güzellik gören o garip adam her şeye rağmen sevgisine inanmıştı.

Aklı havada, dünyayı oyun eğlence gibi gören, gerçeklerden uzak, sevgiden kaçan ve gerçek sevgiyi bulmaktan uzak bir kız, farklı bir dünya, farklı bir adam görünce gizemine kapılıyor. Merak uyandıran, değişik şeyler var bu alemde, daha önce farkında olamadığı hisler var, duygularla yaşayan, konuşmaktansa hissetmeyi, görmeyi hayatına rehber edinen bir adam var…

Çözmek isterken içinde kaybolduğu, yoğun hislere kapılıp, dalgalarla boğuşacağını hissetiğinde kaçan, bu farklı alemin kendine ne kadar uzak olduğunu anlayınca korkularından başka bir şeyi düşünmeden çekip giden bir kız.

Kaçmasaydı iyi mi olurdu? Mutlu olurlar mıydı? Sevgi her şeyi çözer miydi? Aşkla tüm zorlukları aşabilirler miydi? Ölene dek bu sevda sürer miydi? Her şeyi arkada bırakıp orada yaşamaya değer miydi? Doğru adamı bulmuş muydu? Gelip geçici hevesler miydi bunlar? Kim kime uyardı? Uyumsuzken de güzel bir çift olabilirler miydi?

Bunun gibi bir sürü soru sorulabilir.

Filmi izleyen gençler ya da hayatının bir yerinde farklılıklarından dolayı yargılananlar, engellerle karşılaşan çiftler keşke devam etselerdi, farklıyken de anlaşabilirler, mutlu olsunlar, inanıyorum başaracaklar diye düşünerek umut ve hayallerle izlemiş olabilirler.

Yıllar önce ben de öyle düşünebilirdim ve farklılıklara inat mutlu olsunlar, çaba gösterirlerse başarır ve mutlu olurlar şeklinde ümitlenirdim. Bu dünyada önyargılara inat güzel sonuçlar olsun isterdim.

Ama deneyimler ve zaman bana öğretti ki;

Bu işler öyle olmuyor. Farklılıklar varsa çifti bir arada tutan nedenler, benzerlikler, hedefler vb bir şeyler olmalı. Bu kadar farklı iki insanın hayatı hiç de iyiye gitmez.

Birlikte katılacakları ortamları düşünüyorum. Kadın insanlarla rahat iletişim kuruyor, bir partide, restoranda, alışverişte, kendini ifade ederken, hakkını ararken erkeğin güçlü olmasını bekler ve o adam da kendini aşmak için yoğun çabalara girer, çok çabalarsa belki başarır.

Adam kendi ortamında kadının farklı hallerinden rahatsız olabilir. Dünyaları çok farklı ve ortak yaşam biçimleri yok denecek kadar az.

Birbirlerine çok şey öğretebilirler. Sevgiyle, azimle güzel hissederler ama uzun vadede ilişkiyi zorlayabilir. İnsanoğlu başkasına gösterdiği sabrı eşine, yakınlarına gösteremeyebiliyor.

Belki ara sıra kaçıp kendi dünyalarında hava almaya gider ve geri dönerlerse ilişki canlılık kazanır.

Evlilik için zor ama sevgililikte bir süre idare edilebilir.

İnsanlar farklılıklara saygı duyarsa, karşıdakinin zemininde getirdiği deneyim, algı ve düşüncelerini anlamaya çalışıp ona göre davranırsa ve her şeye rağmen sevgisiyle sevmeyi başarırsa farklılıklar zenginlik olabilir. Ama bunu başarmak için gönüllü iki insan, sabır, azim ve çaba gerekli.

Toz pembe hayaller, tanımadan atılan adımlar, erkenden verilen kararlar; kişinin karşıdakinden çok, kafasında oluşturduğu imgeyi o kişi zannedip ona aşk beslemesine sebep olur.

Zaman, imtihanlar, ayrılıklar çok şey öğretir. Çiftlerin bu öğrenme aşamasında çok dikkatli olması ve uçuşan duygular, güçlü zeminlere konmadan karar vermemesi, zayıf yönler varsa irdelemeden geçmemesi, doğru iletişim kurabilmesi çok önemlidir.

Önce kendine yolculuk yapmalı, kendini tanımalı insan sonra da karşıdakinde sevecek bir şeyler bulmuşsa farklılıklarına ya saygı duymalı ya da baştan kararını vermeli. Farklara rağmen zorla kendine benzetmeye çalışırsa kırar, döker, yok eder.

Zorla değiştirilen bir insan ne eski haline dönebilir ne yeni haliyle mutlu olabilir. Yavaş ve sabırla değişir insan tabi eğer isterse…

Kendinin olmayan, sevmediği, benimsemediği bir hayatı kim yaşamak ister ki?

Reklamlar

Yazar: gonca

Yazmayı, okumayı, öğrenmeyi seven bir dünya yolcusu

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.